"Belçika Erasmus Stajı Vizesi Almak" başlıklı yazıda, Belçika'da Erasmus stajı yapacak olan öğrencilerin hangi tür vizelere başvurmaları gerektiğinden ve hangi vize firmasıyla çalışmaları gerektiğinden bahsettim. Önceki yazıyı okumadıysanız, ilk önce onu daha sonra bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

Bakınız : Belçika Erasmus Stajı Vizesi Almak

Belçika'da yapacağınız staj 90 günden daha az süreliyse, doğru yazıyı okuyorsunuz demektir. Şöyle ki 80 günlük bir staj için gidip de "Uzun Süreli Kalış İçin Öğrenci Vizesi" almanın hiçbir gereği yok. Çünkü "Uzun Süreli Kalış İçin Öğrenci Vizesi" almak için bayağı zorlu bir süreçten geçmeniz gerekiyor.

Önceki yazıda, Belçika vize işlemlerinizin tamamını VFS Global şirketi aracılığıyla yapmanız gerektiğinden bahsetmiştim. Dolayısıyla işe koyulmadan önce, VFS Global'in internet sitesindeki gerekli evraklar sayfasından, "TURİSTİK ZİYARET için gerekli belgeler listesi" adlı PDF belgesini önce bilgisayarınıza indirmenizi daha sonrasında da bir çıktısını elinizde bulundurmanızı tavsiye ederim. Turistik vize yazdığına bakmayın. Siz aslında Schengen vizesi başvurusunda bulunacaksınız ve Schengen vizesi ile 90 günden az olan Erasmus Stajları için yeterli bir vizedir.

ÖNEMLİ UYARI : Vize işlemleri için evrak toplamaya başlamadan önce VFS Global'den vize randevusu almanızı öneririm. Çünkü vize randevuları çok kısa sürede doluyor. Örnek vermem gerekirse siz Temmuzda staja başlayacaksanız eğer, en geç Mayıs ayının ikinci haftasından itibaren, haziran ayı için randevu almanız gerekiyor.


Detaylar İçin Bakınız : Belçika Vizesi İçin VFS Global'den Randevu Almak


Belçika'da kısa süreli kalış vizesi (turistik vize / schengen vizesi) ile Erasmus Stajı yapacaklar için gerekli belgeler ve açıklamaları şu şekildedir :

1 - Pasaport Fotokopisi

Mutlaka en az 2 adet pasaport fotokopisini hazır bulundurmanız gerekmektedir. Eğer daha önceden vize alınmışsa, vize işlenmiş sayfaların da fotokopisi alınmalı şayet alınmamışsa, yalnızca kişisel bilgilerinizin yer aldığı sayfanın 2 adet fotokoisinin alınması yeterli olacaktır.

Schengen Vizesi için önemli olan bir husus ise, planan ülkeye dönüş tarihi ile pasaportunuzun bitiş tarihi arasında en az 3 aylık bir süre olmalı. Örneğin, pasaportunuz 10 Ocak 2018 ile 10 Ocak 2019 tarihleri arasında geçerliyse, siz ise 01 Temmuz 2018 ile 31 Ağustos 2018 tarihleri arasında yurtdışında kalacak şekilde bir vize başvurusunda bulunacaksanız, 31 Ağustos 2018 ile 10 Ocak 2019 tarihi arasındaki ay sayısını hesapladığınız zaman en az 3 ay veya daha uzun bir süreye sahip olmak gerekiyor. Bu süre hesaplandığı zaman 5 ay olduğu görülmekte. Dolayısıyla böyle bir pasaport ile Belçika Schengen Vizesi'ne rahatlıkla başvurabilirsiniz.

2 - Kimlik Fotokopiniz

Türk vatandaşı olarak Erasmus stajı yapacağınızı düşünerekten, kimliğinizin en az 2 adet fotokopisi gerekmektedir.

3 - Vize Başvuru Formu

Online vize başvurusunu şu link üzerinden yapabilirsiniz : https://visaonweb.diplomatie.be/Account/Login?ReturnUrl=%2Fen

İnternette araştırırsanız eğer, doldurulmuş bir çok örneğini bulabilirsiniz. Online başvuru formunu doldurup çıktısını aldığınız zaman, internet ortamında sıkça karşılaştığınız Schengen Vizesi başvuru formu şablonu, sizin doldurduğunuz şekilde çıkmış olacaktır. Örnek : Schengen Vize Başvuru Formu Nasıl Doldurulur?

4 - Vize Başvuru Formu

6 aydan eski olmayacak şekilde, 2 adet 35x45 ebatlarında, arka fonu beyaz olan biometrik fotoğrafı başvuru evraklarınızın yanında hazır bulundurun.

5 - Geçerli bir Seyahat Sağlık Sigortası Poliçesi

Erasmus stajı yapacak öğrenciler, 30.000 (otuz bin) TL teminatlı sağlık ve kaza sigortası (genel adıysa seyehat sigortası) ve buna ek olarak 3750 TL tutarın mesuliyet sigortası yaptırmak zorundadır.

Bu yazıyı okuyarsanız çok şanslısınız çünkü kısa sürede ve uygun fiyata bu kaza, sağlık ve mesuliyet sigortalarını çıkarabileceğiniz bir sigorta şirketi önereceğim size. Ben bu sigorta işlemini Gulf Sigorta aracılığıyla yaptım. Tek yapmanız gereken, erasmus.travel@gulfsigorta.com.tr adresine mail atmanız yeterli olacaktır. Bunun için şöyle bir mail formatı gönderebilirsiniz kendilerine :
Erasmus Staj Sigortası yaptırmak istiyorum. 

Yani Sağlık, Kaza ve Mesuliyet sigortası yaptırıp, poliçe ile beraber hem okula hem de konsolosluğu sunmam gerek.

Kalacağım süre : 2 ay (1temmuz-31ağustos)
Gideceğim ülke : Belçika

Bunun bana maliyeti ne kadar olur?

Saygılarımla,

Mail içeriğini kendinize göre değiştirip kendilerine gönderdiğiniz takdirde, kısa sürede size dönüş yapıyorlar. Ödemeyi yapar yapmaz sigorta poliçenizi hazırlayıp size mail atıyorlar. Buna ek olarak evinize kargolanmasını da isteyin. Çünkü konsolosluk ıslak imzalı halini görmek istiyor. Ücretsiz olarak aynı gün içerisinde evinize kargoluyorlar. Adamlar gerçekten çok profesyonel çalışıyorlar.

2018 yılı için Erasmus Stajı Sigortası ücretlendirmeleri ise şöyledir :
60 güne kadar olan sigorta işlemleri için 30 euro
61-90 güne kadar olan sigorta işlemleri  40 euro
Yani staj yapacağınız süreye bağlı olarak, sigorta için ödeyeceğiniz ücret değişiklik gösterecektir.


6 - Aile Dökümü

Aile dökümünü mutlaka ama mutlaka Nüfus Müdürlüğü'nden almanız gerekiyor. Çünkü E-Devlet üzerinden alınan çıktılar kabul edilmiyor. Bunun için Nüfus Müdürlüğü'ne giderek, oradaki memura "Belçika Konsolosluğu için Aile Dökümü almam gerek" şeklinde belirttiğiniz takdirde kendisi zaten sizi yönlendirecektir. Hatta Aile Dökümü'nde Belçika Konsolosluğu'na çıkartıldığına dair bir ibare olacaktır. Bu belgeyi kaşeli, imzalı ve mühürlü olarak sadece 5-10 dakika sürecek bir işlemle kolaylıka alabiliyorsunuz.

7 - Başvuru Sahibinin Maddi Yeterlilik ispatı

Bu önemli bir madde ama aynı zamanda çok da stres yapmanıza sebep olabilecek bir madde.

Öncelikle diğer internet sitelerinde anlatılan şeyleri unutun. Çünkü diğer sitelerin yazarları kendi gidecekleri ülkere göre yada uzun dönemli kalış için anlatımlar yapmaktadırlar.

Maddi yeterlilik ıspatı için şunlar yeterli olacaktır : 

  • Kendi banka hesaplarınıza ait son 3 aylık hesap dökümü
  • Babanızın banka hesabının son 3 aylık hesap dökümü
  • Annenizin eğer bir geliri varsa, banka hesabının son 3 aylık hesap dökümü
  • Okulun size verdiği vize yazısı (okulun size sponspor olacağını belirtmek için)

Bu belgeleri bankadan kaşeli ve imzalı çıkartmanız gerekmektedir. Siz zaten bankadaki görevliye vize için olduğunu söylediğiniz takdirde o size gerektiği şekilde iletecektir.

Belçika Sechengen Vizesi için zorunlu olmayan şeyler :
  • Annex32 sponspor dilekçesi (sadece uzun süreli kalışlar için isteniyor)
  • Banka hesaplarınıza ait son 3 aylık hesap dökümlerine ait imza sürküsü


8 - Seyahat Programı

Şirketten aldığınız kabul mektubunu seyahat programı olarak sunabilirsiniz. Burada dikkat etmeniz gereken husus, kabul mektubunuz ıslak imzalı olmalıdır. Yani şirket, kabul mektubunu PDF ile mail üzerinden değil, posta aracılığıyla Belçika'dan yollaması gerekiyor. Belçika'dan kendi evinize istettiğiniz bu kabul mektubu postasının elinize ulaşması 1 haftayı buluyor. Bu sebeple bunu vize randevu tarihinden bayağı bir süre önce göndermelerini isteyin.

9 - Uçuş Rezervasyonu

Uçuş rezervasyonu için para ödemenize gerek yok. Size önerin, Vize onayı geldikten sonra ise ödemeyi yapmanız. Vize randevunuzdan hemen 1 gün öncesinde Türk Hava Yolları veya Pegasus'un internet sitesi üzerinden hiçbir ücret ödemeden rezervasyon yaptırabiliyorsunuz.

10 - Konaklama İspatı

En masraflı ve aynı zamanda en sıkıntılı süreç. Bu yazıyı okuyorsanız şanslısınız. Çünkü diğer internet siteleri size booking, hotels tarzı internet sitelerini önermiş olabilirler. Lakin ben önermiyorum. Çünkü o tarz sitelerden otel rezervasyonu yapılabiliyor sadece. Üstelik fiyatlar da çok uçuk. Benim size önerim https://housinganywhere.com/ sitesi olacaktır. Bu site üzerinden öğrenci yurtları, Erasmus öğrencileri için konaklama yerleri bulabilirsiniz. İşin güzel tarafı ise 300 EURO'ya bile kalacak yer bulabilme imkanınız var. Daha da güzel ise, ödediğiniz para güvence altında oluyor.

Sistemi size şöyle özetleyeyim. Siz site üzerinden bir ev kiralıyorsunuz. Kiraladığınız evin ilk aylık kirasını ödüyorsunuz. Bu para sitede duruyor. Siz Belçika'ya gidip kalacağınız yeri görüyorsunuz. Eğer beğenirseniz ödemeye onay veriyorsunuz. Şayet beğenmezseniz, site size paranızı geri ödüyor. Tabii bunun karşılığın site sizden bir hizmet bedeli de alıyor. Örnek vermem gerekirse Evin kirası 385 EURO ise, site sizden ekstradan 91 EURO alıyor. Size evden vazgeçtiğiniz zaman ise size 385 EURO olan ev kirası iade ediliyor fakat; 91 EURO olan hizmet bedeli geri ödenmiyor.

Diyelim ki  Housinganywhere.com adlı internet sitesi üzerinden ödemeyi yaptınız ve rezervasyon işleminiz tamamlandıktan sonra. Siteye şu mail adresi üzerinden; support@housinganywhere.com şöyle bir mail atın;

Hello, 
 
My payment has been completed. I am doing visa procedures. Consulate of Belgium want to see reservation paper. Can you help me about this?   I should show an evidence about my reservation to them.

Regards,

Kendileri size, ödeme yaparak rezervasyon işleminizi gerçekleştirdiğinize dair bir PDF dosyası gönderiyorlar. Size gönderilen bu PDF dosyanızın çıktısı alın. Bu sizin konaklama için rezervasyon yaptığınıza dair bir kanıt olacaktır.

Ben şahsen rezervasyon işlemimi bu şekilde hallettim. Siz çevrenizden daha farklı ve daha makul tavsiyeler alırsanız eğer, onları da uygulayabilirsiniz.

Ek Evraklar

Şuana kadar size gerekli olan evraklardan bahsettim. Bu evraklar haricinde, dosyanızın sonuna iliştireceğiniz ekstra evraklar da sunabilirsiniz. Bu ekstra belgeler de sizin vize alma işleminize olumlu etki edecektir.

Ek Olarak Benim Sunduğum Belgeler : 
  • Learning Agreement belgenizin çıktısı
  • Okulun Verdiği Vize Yazısı (Bunu 7. maddede de belirtmiştim)
  • İngilizce Öğrenci Belgesi
  • İngilizce Transkript

İngilizce Öğrenci Belgesi ve İngilizce Transkript'ten ikişer tane alın okuldan. Kaşeli imzalı olsun. Birer tane konsolosluğa verirsiniz. Birer tane de ne olur ne olmaz diye sizde dursun.

Benim bu konuyla ilgili anlatacaklarım bu kadardı arkadaşlar. Hepinize kolay gelsin. Aklınıza takılan kısımları, aşağıdaki yorum formu aracılığıyla bana iletebilirsiniz. Bilgim dahilinde, elimden geldiğince sizlere yardımcı olmaya çalışırım. Hepinize kolay gelsin.
Yazının devamını oku
Erasmus stajına gidecek olan öğrenciler için en zorlu süreçlerin başında vize süreci gelir. Yazının başlığına özellikle "Belçika" ibaresini ekledim. Çünkü ülkelerin prosedürleri hemen hemen birbirine yakın olsa bile, keskin çizgilerle ayrılan bazı önemli noktalar vardır. Şahsen bunun sıkıntısını ben yaşadım. Adamlar kendi sitelerinde "Erasmus Stajı Vizesi Almak" diye başlık atıyorlar. Akıllarına geleni yazıyorlar. Kısacası, insanların işlerini kolaylaştıracağım diye her şeyi daha da zor duruma sokan blog yazılarıyla çokça karşılaştım. Kendi konsolosluğumu arıyorum başka şey diyor. Blog yazısını yazan vatandaş ise bambaşka bir telden çalıyor. O sebeple size, sadece gideceğiniz ülke ile ilgili yazılan vize yazılarını dikkate almanızı tavsiye ederim.

Öte yandan başlığa "2018" ibaresini de ekledim. Çünkü bu Mayıs 2018 itibariyle,  Belçika konsolosluğundaki vize başvurusu için "gerekli olan belgeler formu" güncellendi.


Staj Başvurusu Hangi Firma Üzerinden Yapılacak?

Arkadaşlar bu konu oldukça önemli. Belçika Konsolosluğu tarafından aksi belirtilmediği sürece, tüm işlemlerinizi VFS Global adlı şirket aracılığıyla yapacaksınız. Sakın ama sakın başka firmalara aldanmayın. VFS Global, Belçika Konsolosluğu tarafından belirlenmiş resmi müracaat yeridir. Hatta bu resmi bilgiyi Belçika Konsolosluğu sitesinden kendiniz kontrol etmek isterseniz, şu linke tıklamanız yeterli olacaktır : http://turkey.diplomatie.belgium.be/en/travel-to-belgium/visa

VFS Global Belçika Vize Bilgilendirme Sayfasına Gitmek İçin Buraya Tıklayınız

Erasmus Stajı İçin Hangi Vize Türüne Başvurmalıyım?

Bunun kararını verebilmek için, staj yapacağınız sürenizin belli olması lazım. Elinizde kabul mektubunuz varsa, kabul mektubunuzdaki başlangıç ve bitiş sürelerini hesaplayın. Eğer ki staj yapacağınız süre 90 günden az ise, VFS Global'in sitesindeki "Kısa Süreli Kalış" menüsündeki "Turistik" sayfasını incelemeniz gerekiyor. Diğer bir deyişle, Schengen vizesi başvurusu yapmanız gerekiyor.

Şayet, staj yapacağınz süre 90 günü aşıyorsa, VFS Global'in sitesindeki "Uzun Süreli Kalış" menüsündeki " Özel bir eğitim kurumunda staj ve öğrenci vizesi" veya " Devlete ait bir üniversite veya yüksek eğitim kurumunda staj ve öğrenci vizesi" sayfalarından, size uygun olan sayfayı incelemeniz gerekiyor.

Yazıyı buraya kadar okuduğunuza göre artık hangi vize türünü alacağınıza karar vermiş olmalısınız. Staj süresiniz 90 günden kısaysa, kısa süreli vize (Turistik - Schengen Vizesi) başvurusu yapmanız gerekecektir.  Bu konuda, yapmanız gereken tüm işlemlerle ilgili size yardımcı olabilirim. Bunun için bir sonraki yazımı okumanız yeterli olacaktır.

Bir Sonraki Yazı İçin Şu Başlığa Tıklayınız : 
Belçika'da Erasmus Stajı Yapmak İçin Schengen Vizesi Almak (2018)

Eğer ki staj süreniz 90 günden fazlaysa, o halde uzun süreli kalış vizesi almanız gerekmektedir. Uzun süreli kalış vizesi almak oldukça zor ve masraflıdır. Bununla ilgili detaylı bilgi almak için değerli dostum Dilara'nın Youtube kanalındaki videoları izlemenizi tavsiye ederim. Videolardan ilki şudur :



Erasmus stajı için "kısa süreli kalış (turistik - schengen) vizesi başvurusu" ile ilgili aklınıza takılan soruları aşağıdaki yorum formu aracılığıyla iletirseniz, başvuru süreci ile ilgili elimden geldiğince ve bilgim dahilinde olan tüm konular hakkında sizlere yardımcı olabilirim. Öte yandan Dilara'nın Youtube sayfasına abone olarak, Youtube videolarının altına, "uzun süreli kalış vizesi" ile ilgili aklınıza takılan soruları yazarsanız, kendisi de size yardımcı olacaktır.
Yazının devamını oku
Belçika Vizesi için VFS Global'den iki şekilde vize randevusu alınabiliyor.
İsterseniz 0(212) 373 58 04 numarasını tuşlayarak, isterseniz de VFS Global sitesi üzerinden online vize randevusu alabilirsiniz.

Bakınız : VFS Global Online Vize Randevusu

Önemli Bilgi : 
Belçika Konsolosluğu tarafından aksi belirtilmediği sürece, tüm işlemlerinizi VFS Global şirketi aracılığıyla yapacaksınız. Sakın ama sakın başka firmalara aldanmayın. VFS Global, Belçika Konsolosluğu tarafından belirlenmiş resmi müracaat yeridir. Hatta bu resmi bilgiyi Belçika Konsolosluğu sitesinden kendiniz kontrol etmek isterseniz, şu linke tıklamanız yeterli olacaktır : http://turkey.diplomatie.belgium.be/en/travel-to-belgium/visa
Ben şahsen vize randevusunu online olarak VFS Global'in kendi internet site üzerinden aldım. Sisteme çok basit bir şekilde üye olduktan sonra, giriş yaparak randevu alabiliyorsunuz.

Önemli Not : Online randevu alabilmek için randevusu sistemine kayıt olurken sürekli olarak şifre problemi ile karşı karşıya kalıyorsanız, şifre olarak "blogkafem@2018" şeklinde bir şifre belirleyerek randevu sistemine sorunsuz bir şekilde üye olabilirsiniz. Şayet hata almaya devam ederseniz, VFS Global'i arayarak kendilerinden de şifre talep edebilirisiniz. Onların vereceği şifreyi randevu sistemine üye olurken kullanırsanız, problem yaşamazsınız.

İşlemler Hangi Konsolosluklardan Yapılabilir?

Randevu sistemine giriş yaptıktan sonra, karşınıza konsoloslukların listesi çıkacaktır. Alacağınız vize tipine ve bulunduğunuz şehre göre, konsolosluk seçimi değişiklik göstermektedir.



Üstteki ekran görüntüsünden de göreceğiniz üzere, internet üzerinden online randevu alma aşamasında karşınıza 7 farklı konsolosluk seçeneği çıkacaktır.

Kısa Süreli Kalış Vizesi Başvuruları İçin

Konsoloslukları seçerken, almak istediğiniz vize tipine göre seçim yapmanız gerekiyor. Eğer ki "kısa süreli vize başvurusu" yapacaksanız, konsolosluk istesinde yer alan herhangi bir konsolosluktan işlemlerinizi halledebilirsiniz. Örneğin Hatay'da yaşıyorsanız ve kısa süreli kalış vizesi başvurusu yapacaksanız, Gaziantep'teki vize başvuru merkezinden randuvu alarak işlemlerinizi halledebilirsiniz.

Uzun Süreli Kalış Vizesi Başvuruları İçin

Uzun süreli kalış vizesi için ise işler biraz daha değişiklik göstermektedir. Uzun süreli kalış vizesi alacaksanız sadece Ankara Belçika Büyükelçiliği’nden veya İstanbul Belçika Başkonsolosluğu’ndan randevu almanız gerekiyor.

Ankara Büyükelçiliğine Bağlı İller :  ANKARA – ADANA – ADIYAMAN – AFYON – AĞRI – AKSARAY – AMASYA – ANTALYA – ARDAHAN – ARTVİN – AYDIN – BARTIN – BATMAN – BAYBURT – BİLECİK – BİNGÖL – BİTLİS – BOLU – BURDUR – ÇANKIRI – ÇORUM – DENİZLİ – DİYARBAKIR – DÜZCE – ELAZIĞ – ERZİNCAN – ERZURUM – ESKİŞEHİR – GAZİANTEP – GİRESUN – GÜMÜŞHANE – HAKKARİ – HATAY – İÇEL – IĞDIR – ISPARTA – İZMİR – KAHRAMANMARAŞ – KARABÜK – KARAMAN- KARS – KASTAMONU – KAYSERİ – KİLİS – KIRIKKALE – KIRŞEHİR – KONYA – KÜTAHYA – MALATYA – MANİSA – MARDİN – MUĞLA – MUŞ – NEVŞEHİR – NİĞDE – ORDU – OSMANİYE – RİZE – SAKARYA – SAMSUN – ŞANLIURFA – SİİRT – SİNOP – ŞIRNAK – SİVAS – TOKAT – TRABZON – TUNCELİ – UŞAK – VAN – YOZGAT - ZONGULDAK

İstanbul Başkonsolosluğuna Bağlı İller :  İSTANBUL – BALIKESİR – BURSA – ÇANAKKALE – EDİRNE – KIRKLARELİ – KOCAELİ – TEKİRDAĞ - YALOVA


Belçika Vize Randevusu İle İlgili Öneriler

  • Vize randevunuzu, Belçika'ya gitmeyi düşündüğünüz tarihten en az 1.5 ay önce alın.
  • Kısa süreli kalışlar için vize randavu günü ile gidilecek gün arası en az 10 gün süre olsun.
  • Uzun süreli kalışlar için vize randavu günü ile gidilecek gün arası en az 3 hafta süre olsun.

Örneğin 1 Temmuz'da Belçika'da olmayı planlıyorsanız, ve kısa süreli vizeye başvuru yaptığınızı varsayalım. Mayısın 2. haftasından itibaren, haziran ayı için randevu almaya başlamalısınız. Çünkü randevular belli zaman dilimleri dahilinde veriliyor ve randevu kotası çok çabuk doluyor. Alacağınız randevunun gününü ise 1 ile 20 haziran arasına denk getirmeye çalışın. Çünkü geriye kalan 10 gün içreisinde yoğunluğa bağlı olarak vizeniz kargo ile elinize geç teslim edilebilir veya eksik bir belgeyi tamamlamanız istenebilir. Hatta ve hatta yüz yüze görüşmek bile istenebilir. Bunları göz önünde bulundurarak vize randavu günü ile gidilecek tarih arası zaman bırakmanız bu tür olası durumlara karşı faydanıza olacaktır.

Faydalı Linkler :

Bu sayfada yer alan bilgileri teyit etmek ve daha fazla bilgi edinmek için, 0(212) 373 58 04 numarası üzerinden VFS Global yetkilileriyle iletişime geçebilirsiniz. Yorumlarınızı ise, alt kısımdaki yorum formu aracılığıyla yapababilirsiniz.
Yazının devamını oku
AIESEC, üniversite öğrencilerinin yurtdışında uzun süreli staj yapmalarını ve gönüllü olarak yurtdışı projelerine katılmalarını sağlayan, kar amacı gütmeyen bir kuruluştur. Sadece öğrenciler için değil, belli bir alanda uzmanlaşmış kişiler için de yurtdışında çalışma imkanı tanıyan bir topluluktur.

Şayet AIESEC üzerinden başvurularda bulunduysanız, özellikle Avrupa ülkelerinin öyle kolay kolay dönüşler yapmadıklarını bilirsiniz. Ben ise, Macaristan gibi bir Avrupa ülkesinden dönüş alan şanslı bireylerden biriydim diyebilirim. Bu yazımda kısaca, mülakat deneyimimden ve sorulardan bahsedeceğim.
AIESEC'in Macaristan şubesi, staj başvursu yaptığım şirketin, özgeçmişimi beğendiklerini bana mail yoluyla ilettiler. Mülakat aşamasına geçmeden önce kendilerine öğrenci olduğumu kanıtlamam için, benden birkaç belge istediler. Konuyla ilgili size detaylı bilgi ve dokümantasyon gönderiyorlar. Bunun haricinde pasaport numaram da istendi. Bu da mülakattan önce pasaport sahibi olmam gerektiği anlamına geliyordu.

Gerekli ön işlemlerden sonra, indivizo.com adlı internet sitesi aracılığıyla mülakatımı gerçekleştireceklerini söylediler. Yani mülakat, Skype tarzı karşılıklı konuşma tarzında olmayacaktı. Bunun için ise, bana özel bir link yolladılar ve "linke tıklayarak mülakatı başlatabilirsin" dediler. Son teslim tarihini geçmemek şartıyla, istediğiniz zaman mülakata başlayabiliyorsunuz.

Bana iletilen linke tıklayarak mülakata giriş yaptım. Sorulara geçmeden önce sistem tarafından, kamera ve mikrofon testlerini yapmanız isteniyor. Karşınızda gerçek bir insan olmayacak ama, size sorulacak olan sorulara videolu yanıt vermeniz gerekiyor.

Soru içindeki soruları saymazsak, temel olarak 5 soru vardı. Her sorunun da kendine özel bir süresi vardı. Mülakata başladığınız zaman, ilk soruyu talep etmek için butona tıkladığınız an itibariyle, ilk soru için süreniz başlıyor. Belirtilen süre içerisinde soruyu okuyup, sesli olarak cevap vermeniz  gerekiyor. Süreniz bittikten sonra videonuz kaydediliyor. İkinci soruya geçmeden önce ise, istediğiniz kadar dinlenme, rahatlama fırsatı tanınıyor size. Siz istediğiniz zaman diğer soruya geçebiliyorsunuz. Diğer soruya geçtikten hemen sonra ise yine geri sayım başlayarak, belirlenen süre içerisinde soruyu hem okuyarak anlamanız, hem de cevaplamanız gerekiyor.

Sorular elbette ki İngilizce olarak soruluyor. Benim anladığım kadarıyla buradaki amaç, stajyer olarak alınacak kişinin İngilizce seviyesini ölçmek.

Macaristan'daki firma, bir yazılım geliştirme firmasıydı ve stajyer Java Yazılım Geliştirici arıyorlardı. Sorulan sorular da direkt olarak AIESEC'in Macaristan şubesi tarafından değil, AIESEC'in Macaristan şubesi aracılığıyla, Macaristan'daki şirket tarafından sorulan sorulardı.

Bana sorulan soruların tamamı şu şekildedir :
  1. Daha önceden çalıştığın/staj yaptığın yerde seni mutlu eden şeyler nelerdi?
  2. Neden Macaristan'ı tercih ettin?
  3. Lütfen bize java geliştirme deneyiminizi anlatın. Şuana kadar en büyük başarınız neydi? Profesyonel veya akademik projelerinize ne kadar zaman harcadınız? Sonuçlar neler oldu? En büyük güçlükleriniz nelerdi, bunları nasıl aştınız? Stajınız sırasında öğrendiklerinizi Macaristan'da nasıl kullanacaksınız?
  4. Ekip çalışmasında senle çalışmanın zorlukları var avantajları nelerdir?
  5. Staj yapacağın süre boyunca öğrenci misin? En erken ne zaman başlarsın, ne kadar süre burada kalabilirsin?
Sorular normal şartlarda İngilizce olarak soruldu. Ben Türkçe'ye çevirerek paylaşmayı daha uygun buldum.

Şahsen, mülakattan önce sorulmuş sorular bulabilir miyim diye internette çok aramıştım ama bulamamıştım. Bu sorular sayesinde en azından, Macaristan'da online olarak bir şirket ile mülakat yapacak olan arkadaşlar olursa, onlara yol gösterici olması umuduyla, deneyimimi sizlerle paylaşmak istedim.

Konu ile ilgili sorularınız varsa, aşağıdaki yorum formu aracılığıyla soru, düşünce ve yorumlarınızı yazabilirsiniz.
Yazının devamını oku

İsdemir'de Staj

Yazar:
Zorunlu yaz stajı olan üniversite öğrencileri için staj yeri bulmak ciddi bir sorumluluktur. Çünkü iş, staj yeri bulmakla bitmiyor. Staj yeri bulmak kadar, staj yapacağın yerin, ülke genelinde yapmış olduğu isim, büyüklük ve size katacakları da çok önemlidir. Sonuçta staj, iş hayatına atılan ilk adımdır ve özgeçmişinizde yer alacak önemli bir kriterdir.


Hatay'da veya Hatay'a yakın çevre illerin birinde yaşıyorsanız eğer, bir Oyak şirketi olan İsdemir, staj yapabilmeniz açısından mükemmel bir yerdir. Stajını İsdemir'de yapan biri olarak bana çok şey kattığını söyleyebilirim.

İsdemir'de staj yapmak güzel ama orada staj yapabilmek için bir takım şartları yerine getirmeniz gerekiyor. Her sene şubat-mart ayı gibi staj başvuruları alınmaya başlar ve nisan-mayıs gibi başvurular sonuçlar. Başvurunuz kabul edildiği takdirde SMS ile size bilgilendirme mesajı atılır.

İsdemir'de Staj Yapmak İçin Gerekli Kriter

Staj başvurularında not ortalaması, belirleyici kriterdir. İsdemir'e başvuracaksanız, bulunduğunuz döneme kadar ki GNO'nuzun yüksek olması gerekmektedir. Not ortalamalarına göre yapılan sıralamada adaylar, ilgili bölümler bazında belirlenen kontenjan sayılarına göre seçilmektedirler. Bu tarz bilgilere ve staj ile ilgili diğer genel esaslara, başvuru sırasında zaten belirtilmektedir. Bu sebeple bunları uzun uzun belirtmeme gerek yok. Her sene şubat ayında, başvurular alınmaya başladığı andan itibaren https://isdemir.com.tr/kariyer/is-ve-staj-basvurulari/ adresi üzerinden gerekli olan tüm koşullar, imkanlar ve belli başlı esaslar belirtilir. Başvuru yapmadan önce bu esasları okursanız, yapmak istediğiniz stajla ilgili gerekli olan tüm bilgileri edinmiş olursunuz.

İsdemir her sene bir çok meslek dalındaki öğrencilere staj yapma ve iş hayatına hazırlanma tecrübesi kazandırmaktadır. Ülkemizdeki belkide bir çok şirketin yapmadığını yapıp, çeşitli meslek dalındaki yüzlerce öğrenciye staj yapabilme imkanı sağlıyorlar. Stajyerlerin ise tüm sorumluluklarını, şirkete mali anlamda getireceği yükleri ve daha fazlasını üstlendiklerini düşününce, ülkeye nitelikli elemanların kazandırılması açısından gerçekten de büyük bir sorumluluk üstlendiklerini söyleyebilirim. Bu anlamda İsdemir'i tebrik etmek gerek.

İsdemir'in Sağladığı İmkanlar

Staj sırasında bir stajyer olarak bile kendinizi son derece özel hissediyorsunuz. İsdemir'e girdiğiniz andan itibaren hemen hemen şirket sınırları içinde her yerde güvenlik görevlileri ve güvenlik kontrolleri yapılmaktadır. İsdemir için, başlı başına kurulmuş ayrı bir şehir desek yeridir.

Şimdi de biraz İsdemir'in sağladığı imkanlardan bahsedelim.

1) Ulaşım
Staj süreniz boyunca tüm ulaşımınız İsdemir tarafından karşılanıyor. İsdemir'in özel otobüsleri her gün sizi, evinize en yakın duraktan alıp staj yapacağınız binanın önüne kadar bırakıyor. Akşam staj çıkışında ise yine sizi staj yapacağınız binanın önünden alıp, evinize en yakın durakta sizi indiriyor.

2) Yemek
Öğle arası yemeğiniz ise yine İsdemir tarafından karşılanıyor. Stajyer veya normal bir personel ayırt etmeksizin herkes aynı yerde aynı yemeği yiyor. Size stajın başında verecekleri Sodexo kartı ile staj süreniz boyunca ücretsiz yemek yiyebiliyorsunuz. Verdikleri şeyler sadece ücretsiz yemek değil elbette.

3) Kıyafet
İster sahada isterseniz de ofis ortamında staj yapın, İsdemir'in kendi kıyafet  kurallarına uymak zorundasınız. Bu sebeple bir adet kask, İsdemir tişörtü, İsdemir ceketi, özel gözlükler ve özel olarak tasarlanmış bir adet bot ücretsiz olarak stajyerlere verilmektedir. Bu kıyafetleri giyme zorunluluğu İsdemir elemanı olan herkes için geçerlidir. Kask dışında geri kalan tüm kıyafetler ve ücretsiz olarak verilen özel tasarlanmış bot sizde kalıyor.

4) Sosyal Tesislerden Faydalanma
İsdemir'de staj yapan öğrenciler, İsdemir sınırları içerisinde yer alan tüm sosyal tesislerden faydalanma imkanına da sahip oluyorlar.

Stajın ilk 3 günü İsdemir'in tanıtımı, İsdemir teknik gezisi, İş sağlığı ve güvenliği seminerleri ile geçiyor. Üçüncü gün sonunda tüm stajyerler ait oldukları birimlere dağıtılmaktadır.

İsdemir Stajım ve Ufak Bir Tavsiye

Ben 2015'in yaz ayında, İsdemir'de Bilgisayar Mühendisiliği öğrencisi olarak, İsdemir'in Yazılım Geliştirme Ünitesi'nde stajı yaptım ve İsdemir'de staj yaptığımdan dolayı oldukça mutluyum. Gerek çalışma ortamı olsun, gerek oradaki mühendislerin desteği ve bize olan tutumları olsun gerekse de staj süresi boyunca geliştirdiğim projenin bana kattıkları ve öğrendiğim yeni teknolojiler olsun, her şey çok güzeldi benim açımdan. 

İsdemir'de Oracle teknolojileri kullanılıyor. Staj sürem boyunca ben, Online İsdemir Anket Sistemi projesini geliştirdim. Projenin geliştirme aşamasında kullandığım teknolojilerin tamamı genel olarak şunlardır Projemi geliştirme aşamasında kullandığım teknolojiler genel olarak şunlardı :
  • Eclipse
  • Java
  • JSP
  • PL/SQL
  • HTML
  • CSS

İsdemir'de yazılım üzerine stajı yapacak olan arkadaşlara önerim, eğer ki bu bahsettiğim teknolojilere yabancıysanız, staja başlamadan önce mutlaka ama mutlaka kendiniz bu konulara çalışıp bir temel edinin. Böylece staj süreniz sonunda somut bir ürün ortaya çıkarabilirsiniz.

Bulunduğum depertmanda her mühendis, birkaç stajyerden sorumluydu. Yani stajyer olarak size, bir danışman atanmaktadır. Projenizi geliştirirken danışmanınız, sizin projenizin gelişimini takip ediyor. Aynı zamanda takıldığınız konularda size yardımcı oluyor.

Siz de İsdemir'de staj yapacaksanız eğer, size önerim büyük bir şirkette staj yapmanın sorumluluğunu üzerinizde hissedin ve ona göre davranın. İsdemir'e kabul edilmenin değerini de bilin. Size verilen görevler, işler veya projelerin, sizin gelişiminizde etkili olacağını unutmayın ve verilen her işi yapmaya ve öğrenmeye hevesli olun. Hatta ve hatta bu önerilerimi sadece staj süresince değil, bundan sonraki tüm iş hayatınızda kulağınıza küpe edinmenizi tavsiye ederim.
Yazının devamını oku
Büyük sanayi şirketinin bazıları, şirketlerinde staj yapacak öğrencilerden Tehlikeli ve Ağır İşlerde Çalışabilir Raporu (Sağlık Kurulu (Heyet) Raporu) isteyebiliyorlar. Normal şartlarda bu raporun 100 ile 200 TL arasından değişen bir ücreti var. Üstelik de bu ücreti SGK karşılamamaktadır. Hatta bu ücret hastaneden hastaneye bile değişiklik gösterebilmekte. Bu bilgi hemen hemen tüm internet sitelerinde var.

Peki ya öğrenci iseniz bu raporun üretlendirmesi ne olur veya herhangi bir ücretlendirmesi olur mu?
Bu konuyla ilgili olarak asıl cevap bulması gereken soru da budur. Çünkü öğrencilerden ücret alınıp, alınmadığına dair hiçbir internet sitesinde net bir cevap olmaması sebebiyle staj yapacak öğrenci arkadaşlar için özellikle bu konuya değinmek istedim.

Eğer öğrenciyseniz, Tehlikeli ve Ağır İşlerde Çalışabilir Raporu'nu alacağınız zaman ilçenizde bulunan devet hastanesine okuldan alacağınız öğrenci belgeniz ile başvurup "staj için Ağır ve Tehlikeli İşlerde Çalışabilir Raporu" istiyorum diyeceksiniz. Öğrenci belgesi ile başvurup, staj için Ağır ve Tehlikeli İşlerde çalışabilir raporu almak istediğinizi belirttiğiniz takdirde sizden herhangi bir ücret alınmamaktadır. Şayet öğrenci belgesi ile başvurunuzu yapmaz iseniz, öğrenci olsanız bile bu raporu alabilmek için ücret ödemek zorunda kalırsınız.

Öğrenci belgesi ile başvuru yaptığınız halde sizden ısrarla ücret isterlerse sakın ücret ödemeyin, öğrenci belgesi ile başvuru yapan stajyer öğrencilerden devletin herhangi bir ücret almadığını görevlilere anlatın. Böyle bir yasa yeni çıkmış olmalı ki, ben Tehlikeli ve Ağır İşlerde Çalışabilir Raporu'nu öğrenci olduğum için ücretsiz alabileceğimi söylerken oradaki görevlilerin bile haberi yoktu. Benim söylemimden sonra yaptıkları araştırma ile bana hak verdiler ve bu raporun öğrenci belgesi göstererek ücretsiz olarak alınabileceğini söylediler.

Ağır ve Tehlikeli İşlerde Çalışabilir Raporu'nu her hastane veremiyor. Bu rapor, sadece belli başlı hastanelerden alınabilmektedir. Bu sebeple bu raporu alabilmek için ilçenizde hangi hastanede muayane olmanız gerektiğini önceden bilmeniz gerekmektedir.

Sağlık Kurulu Heyet Raporu Veren Hastanelerin Listesini Görmek İçin Buraya Tıklayınız!

Bu raporu çıkarırken ise tam olarak 9 farklı doktor tarafından muayene edildiğinizi de belirtmek isterim. Tüm muayelerinizi bitirdikten sonra ise elinizdeki muayen kağıdını görevlilere teslim ederek, raporu teslim alabilmek için onlardan gün almanız gerekmektedir.

Benim bahsedeceklerim bu kadar. Konuyla ilgili aklınıza takılan tüm soruları konu altındaki yorum formu aracılığıyla bana iletebilirsiniz.
Yazının devamını oku
Öyle çok fazla telefon değiştiren biri değilimdir. Geçmişte kullandığım telefonlar ile şuankileri kıyaslayınca bayağı şaşırdım kendi kendime. Yaptığım telefonların listesini çıkarayım diye düşünürken bugüne kadar sadece 5 defa telefon (motorola cd930, nokia 7110, siemens C55, nokia 1112, nokia E63, iPhone 4S) değiştirmiş olduğumu gördüm. Bunları da sizlerle paylaşmak istedim. İlk iki telefonu bu yazımda paylaşacağım. Kalan telefonların tanıtımını da başka bir başlık altında değerlendireceğim.

Kullandığım telefonlar serisinin tamamı için buraya tıklayabilirsiniz.

1) Motorola CD930

2000 yılında Star gazetesinden 1 TL değerindeki kuponlardan 29 adet toplayarak satın alınabilen bir cihazdı. Bunun haricinde "Telsim"in, "Sevgililer günü kampanyası" olarak "CepFree" ile kontratlı olarak ücretsiz cep telefonuna sahip olmayı vaad ederek, Türkiye'deki bir çok kişinin ilk defa cep telefonuyla tanışmas sağlanmıştır.

İçi çok basitti fakat; o zamanlara göre özellikleri çok iyiydi. 3 dakikalık ses kaydı yapabilme özelliği vardı. Ayrıca arayan numarayı da göstermesi çok ilginç geliyordu o zamanlar. Titreşimli çalgısı da diğer bir ilgi çekici özelliğiydi.

Daha küçük boyuttaki telefonar çıkmaya başlayınca da "takoz" olarak anılmaya başlamıştı.  (Şuanki akıllı telefonlar kadar olmasada.) Hatırladığım kadarıyla arama ve mesaj yazma dışında pek bir özelliği yoktu.


2) NOKIA 7110 (Kapağı Kızaklı)

Nokia'nın kapağı kızaklı bir telefonu vardı. O da takoz denebilecek büyüklükte bir telefondu. Gerçi şuanda "son teknoloji" denilen koca koca telefonlar kadar takkoza değillerdi. Şuanki kocaman telefonlara baktığımız zaman bu telefonlara takoz demek haksızlık olur.

Telefonun en büyük artistliği ise, telefonun arka kısmında bulunan bir tuş ile telefonun kızağı jet hızıyla açlıyor ve "şakk!" diye bir ses çıkarıyordu. Telefon aslında bar tipi denebilecek bir telefondu ama; tuşların üzerine yerleştirilen bir çelik kapak vardı. Arkadaki tuşa basınca o çelik kapak sert bir şekilde aşağı iniyor ve tuşlar kullanılabiliyordu. Telefonun tam ortasında bulunan tuşu da çok artistikti. Şuandaki mouse'ların tekerleğinin görevini görüyordu. Tekeri alaşağı yukarı kaydırarak menülerde gezebiliyorduk. Tekere tıklanabiliyordu da ayrıca..

Telefonda çok iyi oyunlar vardı. Biri herkesin çok iyi bildiği "Snake" (yılan) oyunuydu. Bir diğer ise "Oppsite" adındaki zıt renkli taşlarla oynana bir oyundu. Bir de "Rocket" adında bir tenis oyunu vardı. O da çok iyiydi.

Telefonların yavaş yavaş gelişmeye başladığı dönemlere geliyoruz artık. Telefonlar halen renksiz ekrandı ama alarım kurma, müzik ve mesaj seslerini değiştirme, genel/toplantı/sessiz gibi modlara telefon alınabiliyordu. Yani şuanda NOKIA'nın 120-180 TL civarı bir fiyata sattığı basit, sıfır telefonlara ait hemen hemen tüm özellikler mevcuttu. Ama şuankilerden çok daha iyiydi. Çok daha karizmatikti. Ortadaki tekerlekli tuş olsun, telefonun arka kısmında bulununa tuşla açılan artistik kızağının olması dahil olmak üzere, bayağı iyi bir telefondu. Ben severdim yani. Nokia 7110 o zamanların karizma ve pahalı telefonlarındandı tabi. Pahalı derken 300 TL civarı bir şeydi kii zaten o zamanlarda para daha değerliydi. 300-400 TL'lik telefonlar en lüks telefonlar olarak kabul edilirlerdi. Daha pahalıları yok gibi bir şeydi.

Matriks telefonu olarak da anılır. İnternette aratırsanız Matrix telefonu olarak çıkar. O zamanların ünlü filmi olan Matrix filminde kullanılmış sanırım bu telefon. Youtube'da çokça videosu var. Aratıp, telefonu inceleyebilirsiniz.

Nokia 7110 telefonu, WAP tarayıcısı olan ilk cep telefonu özelliğine sahip. Bunun haricinde radar sinyali aldığında sesli uyarı verebilme gibi bir özelliği de içinde barındıran ilk telefon.

Bir Ekşi Sözlük üyesi de Nokia 7110'u şöyle tanımlıyor :



Wikipedia bilgisi :
2G'li "Nokia 7160" ürününün ilham kaynağı olmuştur. Nokia'nın ürettiği 71** serisi telefonlar, 7110 modelinde olduğu gibi, özel olarak tasarlanmış bir "navigasyon topu" barındırmaktaydı. Bu donanım ile, WAP üzerinden gezinti ve mesajlaşma alanlarında tam bir hakimiyet hedeflenmiştir.

Sıradaki yazı : Kullandığım Telefonlar Serisi - 2 : Siemens C55 ve Nokia 1112


İlk çıktığı zamanlarda Nokia tarafından yapıldığını düşündüğüm tanıtım videosu :



Nokia 7110 diğer Youtube videoları için buraya tıklayınız.

Yazının devamını oku
Kimilerine göre "Şeker Bayramı"dır. Kimilerine göre de "Ramazan Bayramı"dır. Kimileri de vardır benim gibi "Farketmez abi. Ha Ramazan Bayramı ha Şeker Bayramı, önemli olan var olan bu bayramı kutlamak değil midir? İsmin ne önemi var?" deyip isminin ne olduğu konusuna pek takılmazlar. Biz takmıyor olabiliriz ama bu isim olayına ciddi ciddi takılanlar var. Özellikle de dini konularda hassas olan insanlar, "Şeker değil, Ramazan Bayramı" deyip bu konuda ısrarcı davranabiliyorlar...

Olaya dini yönden bakanların "Ramazan Bayramı" demesinin en büyük sebeplerinden biri de "Ramazan Ayı"ndan sonra gelmesidir. Ramazan Ayı boyunca tutulan orucun sonunda kendilerine verilen bu bayramı bir ödül olarak görme, yeme içme gibi algıladıklarından dolayı olacak ki "Ramazan Bayramı" demekte ısrarcı davranıyorlar ve "Şeker Bayramı adında bayram mı olur?" diyerek isim konusunda takıntılı davranabiliyorlar.

İsim konusunda pek de takıntılı olmayan kesim Şeker Bayramı demekte pek bir sakınca görmemekte. Zira küçüklüğümüzden beri her Ramazan Bayramı'nda bu bayramın gelmesini dört gözle beklerdik ve "şeker" ikram edilmesinden, tatlılar yenmesinden dolayı özellikle de çocuklar tarafından "Şeker Bayramı" olarak bilindi. Yaşları küçük olmasından dolayı aileler de küçük olan çocuklara belkide bu bayramın adının böyle olduğunu öğretmişlerdir.  Belkide geçmişten günümüze de bu şekilde gelmiştir bu isim yada her bayram ziyaretinde şekerler, çikolatalar ikram edilmesinden dolayıdır. Dini olarak değil de tanıdıklarımızla yaşadığımız güzellikler, birbirimizi hatırlamak gibi örf ve adetlerimizden gelen bir şeydir bence "Şeker Bayramı" denmesinin sebebi.

Volkan Memduh GÜLTEKİN  "Şeker Bayramı" ile ilgili bir yazısında olayı çok iyi özetlemiş :
- Kapımıza gelen çocukları sevindirmenin bizdeki sevinci ayrıysa,
- Misafirliğe gittiğimizde o bayram coşkusunu bambaşka yaşıyorsak,
- Evimize gelen kişileri en iyi şekilde tatlılarla, böreklerle ağırlama uğraşımız çoksa,
- Geçmiş Ramazan Bayramlarını yad ederken hep tatlı bir tebessüm kalıyorsa,

Belki de sebebi "Şeker Bayramı"nın bize kattığı güzellikler olmuştur.

Bırakın çekişmeyi, ota böceği takılmayı da Bayramın tadını çıkarın. İnanın birine Şeker Bayramı yerine Ramazan Bayramı dedirtirseniz sevaba girmiş olmazsınız. Olsa olsa itici olursunuz. Bu bayram bizlerin, hepimizin bayramı. Ramazan Bayramımızı kimi zaman Şeker Bayramı gibi tatlı bir takma isimle anmak ancak mutluluk verir. 


Star Gazetesi yazarı İbrahim Kiras'ın Bayram başlıklı yazısında ise, Osmanlı zamanında bu bayrama "Şeker Bayramı" deniyormuş. Bunun sebebi ise şuymuş :
Osmanlı bu bayrama Şeker Bayramı diyordu, ama bugün Şeker Bayramı diyenlerin en azından bir kısmıyla aynı gerekçeyle değil. Şeker Bayramı adlandırmasını bu bayramda tatlı yemenin “sünnet” olmasına dayandırıyordu eskiler.


Ansiklopedik Kaynaklara Göre :
Ramazan Bayramı : Bayram Ramazan ayının sonunda kutlandığı için bu isimle anılır. Ramazan kelimesi Arapça bir sözcük olan ramaḍ (‘kuru sıcak’) kökünden gelir. Bunun nedeni muhtemelen Ramazan orucu ibadeti ilk uygulanmaya başlandığında yaz aylarına tekabül ediyor olmasıdır.

Şeker Bayramı : Bayramın Osmanlı dönemindeki adı olan "Iyd-ı Fıtır" isminden Türkçeleştirilmişidir. Iyd bayram demektir. Fıtır ise fıtır sadakası ya da fitre olarak bilinen oruç tutamayacak durumdaki Müslümanların verdiği sadakadır. Şükür sadakası olarakta bilinir. İşte bu şükür kelimesi zamanla şeker'e dönüşmüştür.

Adlandırma Sorunu 
Ramazan Bayramı ve Şeker Bayramı adlandırmaları, Türkiye'de politik zemine kaymış bir tartışma konusudur. Ramazan Bayramı'nı savunanlar, şeker adının bayramın dini vurgusunda uzak olduğunu gerekçesiyle bu ismi tercih eder. Şeker ifadesini savunanlar ise bu ismin dayatılarak değil tarihi adlardan evrilerek günümüze geldiğini, bayramın Ramazan ayında değil Şevval ayında başladığını söyleyerek, ramazan adını dindarlaşmaya dönelik bir dayatma olarak görür.
...::: İyi bayramlar :::....
Yazının devamını oku
Google, Facebook, Twitter, Apple, Microsoft'un internetteki bazı sitelerde stajyer maaşlarını gördüm. Sadece bu siteler değil tabi, bunlar dışında 8 farklı büyük şirketin stajyerlerine verdikleri maaşları, aşağıda da göreceğinz üzere bir liste şeklinde derledim. Şirketlerin tablosunu yaparken rastgele sıraladım. Herhangi bir sıraya uymadığımı da belirtmek isterim.

Ülkemizde mezun olup da 3000-4000 TL civarı maaşlarla çalışmaya başlayan o kadar çok mühendis varken bu adamların henüz staj yaparken bu paraları almaları çok garibime gitti.

Bakınız :


Stajyer öğrenci oldukları için haftanın her günü, normal bir çalışan gibi de çalışmıyorlardır. Kimisi haftanın 3 günü şirkete uğrar. Kimisi de 4 günü. Çalışan pozisyonunda değiller sonuçta. Bir de burada staj yapan adam mezun olup, bir çalışan olarak işe girdiği  zaman ne kadar maaş alacağını da siz tahmin edin artık.

Bilgisayar mühendisliği, yazılım mühendisliği vb. tarzlarda mesleklere ilgisi olanlar yada  üniversitede bu türler ile ilişkili bir bölümde okumak isteyen varsa veya bu mesleklere ait bölümlerin birinde okuyor olanlar, bence kolları şimdiden sıvayın. Böyle büyük teknoloji şirketlerinde staj yapmak yada çalışmak imkansız değil bence.
Yazının devamını oku
Kariyer sitesi Glassdoor , bu sene ile beraber 6'ncısı olan, yıllık Employees’ Choice Awards araştırmasını yayınladı. Araştırma sonucuna göre 2014 yılında çalışılacak en iyi 50 yer listelendi.

Glassdoor'un yayınladığı listede Twitter 1 numaralı teknoloji şirketi seçilerek, Facebook'u yerinden etti. Hatta Facebook ikinci sırada bile yer almadı. Twitter'ın birinci, LinkedIn sitesinin ikinci olduğu listede, Facebook 3. sırada yerini aldı.

Son 3 yıl içinde Twitter'ı bu kadar iyi seviyelere getiren ne idi acaba? O kadar büyük şirketler varken Twitter'ın birinci olması beni de gayet şaşırttı. Hani dereceye girebilecek bir şirket olabilir ama, Apple, Google, Facebook gibi şirketler arasından kendilerinin birinci olması benim açımdan süpriz oldu. Bilmiyorum benle aynı fikirde misiniz. :)

Bunlar hepsi değil tabiki. Yani sadece en iyi 50 yerin olduğu bir liste çıkarılmadı. Ayrıca, en iyi 50 yer arasından yapılan değerlendirmeler sonucu da 22 teknoloji şirketi seçildi. Bu listede diğer endüstri şirketlerinden çok, teknoloji şirketlerine yer verildi.


İşte, en iyi 50 yer listesi içinden seçilen EN İYİ 22 TEKNOLOJİ ŞİRKETİ :
 "2014'te Çalışılacak 50 En İyi Yer" arasındaki teknoloji şirketlerine dayanarak Employees’ Choice Awards'ın kazananlarıdır. Şirketlerdeki en az 1000 eleman baz alındı. Kazananlar, Glassdoor'un kullandığı özel algoritma ile belirlendi. Şirket değerlendirmeleri 5'lik puan baz alınarak yapılmıştır. Metadolojiyi tamamlamak için : bestplacestowork@glassdoor.com



Geçen sene Facebook ve Google çalışanlarına iyi para ödediklerinden dolayı onlar için ilk 10 süpriz olmamıştı. Bu sene, Google çeşitli projelerle dikkat çekmesine rağmen yinede geçen seneye göre bir ilerleme kaydedemediler ve bu sene de yine 6. oldular.

Asıl garip olan, son zamanların en dikkat çeken markalarından biri olan Apple'ın listenin alt sıralarında kalması. Üstelik de bu sene, geçen seneye göre bir adım daha gerilediler. Geçen sene  34. sırada olan Apple bu sene 35. sırada.

Microsoft şirketi ise, ne geçen sene ne de bu sene listeye giremedi.


İşte,  2014'TE ÇALIŞILABİLECEK EN İYİ 50 ŞİRKET :

https://cdn2.tnwcdn.com/wp-content/blogs.dir/1/files/2013/12/Glassdoor-50-Best-Places-to-Work-2014.jpg
 "2014'te Çalışılacak 50 En İyi Yer",  "Employees’ Choice Awards"ın kazananlarıdır. Şirketlerdeki en az 1000 eleman baz alındı. Kazananlar, Glassdoor'un kullandığı özel algoritma ile belirlendi. Şirket değerlendirmeleri 5'lik puan baz alınarak yapılmıştır. Metadolojiyi tamamlamak için : bestplacestowork@glassdoor.com


Onlar için, onlarla samimi olan değil, Employees’ Choice Awards online bir anonim şirketinin, çalışanların verdiği bilgiler, hangi çalışan seçiminde mesleği ile ilgili geri dönüş sağlamış, çalışma ortamları ve şirkete dayanarak yaptıkları anket incelemesidir. Glassdoor'un oluşturduğu özel bir algoritma sayesinde, araştırmanın kalite ve tutarlılığı baz alınarak puanlamalar belirlenmektedir.

Başka bir deyişle bu çalışma, çalışanların anonim bir şekilde, işverenleri hakkında ne söylediklerine dayanıyor. Bu araştırmaya göre Twitter mühendisleri bir sürü iyi şeyler söylemiş olabilirler ama; görüşleri sonradan farklılaşabilir. Çünkü Twitter'ın halka açık bir şirket olarak henüz ilk yılı.
 TNW
Yazının devamını oku
Günümüzde bir çok işlem için kimlik fotokopilerimize ihtiyaç duyulabiliyor. Çoğumuz hiç şüpheye düşmeden kimlik fotokopilerimizi işlem yapacağımız yere verebiliyoruz, "Sadece fotokopiyle bir şey yapamazlar(!)" diyerekten....

Aslında o işler düşündüğümüz kadar basit değilmiş. Sonrasında başımızı büyük sorunlar açabiliyormuş. Şahsen ben bunu yeni öğrendim. Kısaca başımdan geçen olayı anlatmam gerekirse...

Bir tanıdığıma internetten telefon satın aldıktan 1,5 sene sonra, geçen hafta telefonunun IMEI'sinin kopyalandığına dair bir mesaj geliyor.

Telefonun markası : Sony Ericsson
Satın alınan site    : Gittigidiyor
İthalatçı firma       : Tekofaks

Bu bilgileri şimdiden vereyim ki anlatacağım konu karma karşık bir hal almasın.
Ürün faturalıydı. Faturada yazan bilgilere dayanarak, telefonla bize faturayı yollayan yeri aradık. Bizimle bir alakası yok dediler. Şans eseri size denk gelmiş dediler. Pek inandırıcı olmadı. Bilmem kaç hanelik numara sonuçta. Nasıl da kafalarından sıkıp tutturabilirler ki. Saçma. Neyseki anladım ki Gittigidiyor'dan kesinlikle ama kesinlikle telefon satın alınmazmış. Kimseye de tavsiye etmiyorum! Gittigidiyor üzerinden bize bu ürünü satan adam da hesabını sildirip kayıplara karışmış!

Anlatıma devam edeyim. Ürünü satan yer bizimle alakası yok deyip sorumluluğu üzerine almadı. Bunun üzerine kutu üzerinde yazan Sony Ericsson çağrı merkezini(0212 473 77 77) aradık. Orası da bizi, Sony Ericsson'un ithalatçı firması olan "Tekofaks" firmasına yönlendirdi. Onların hattı tek bir numaraya açtırmak kaydı ile de olsa açtırabileceklerini söylediler. Tekofaks denen firmayı aradık. Bizden, telefonun faturasını ve faturada adı yazan kişinin kimlik fotokopisini istediler. O kişi bendim malesef!

TC kimlik fotopisi istedikleri an içime kuşku düştü. Nedir, kimdir bu Tekofaks firması diye internetten araştırdım. Resmi sitelerine baktım ama Sony Ericsson ile ilgili hiçbir ibare göremeyince sitelerinde şüphem arttı. Ya adamlara güvenip kimlik fotokopisini yollayacaktık yada telefon kapanacaktı. Ben kapanmasını göze alamayaraktan kimlik fotokopisini vermeyi kabul ettim ama içim halen rahat değildi. Bu sefer de internet üzerinden "kimlik fotokopileri ile neler yapılabilir" acaba diyerekten internette bir araştırma yapayım dedim. Eğer pek bir sorun teşkil etmiyorsa en azından yollarken içim rahat eder diye düşündüm ama öyle olmadı. Okuduğum haberler sonrasında şok oldum resmen.

Siz de bir bakın bakalım nufüs cüzdanı fotokopileriyle neler yapılabiliyormuş.

Mynet Haber : Kimlik fotokopisi verirken dikkat!
CNN TURK  : Kimlik fotokopisi verirken dikkat! (2)
Merhabahaber : Kimlik fotokopisi hayatınızı karartmasın!

Bir de kendi başından geçen olayı yazan bir arkadaş (memurlar.net) : http://www.merhabahaber.com/bir-kimlik-fotokopisi-hayatinizi-karartmasin-93429h.htm

Bu sebeple siz de bir yerlere nüfus cüzdanı fotokopinizi vereceğiniz zaman dikkatli olmanızı tavsiye ederim. Kimlik fotokopimiz yuzunden başımıza bu tür olayların gelmesine önlemek çok zormuş. Çünkü; sadece kimlik fotokopisi ile değil, kimliğinizde yazan bilgileri bir yerlere not ederek, bire bir aynısını yapıp, sadece fotoğrafını değiştirerek adınıza sahte kimlik çıkarabiliyorlarmış. Bildiğiniz orjinali ile bire bir aynı, tek farkı fotoğraf olarak kendi fotoğraflarını ekliyorlarmış. Daha sonrasında ise, adınıza çıkardıkları sahte kimlik ile her türlü pisliği yapabiliyorlarmış, ülkemizdeki bazı lanet olasıca insanlar!

TC Kimlik / Nufüs Cüzdanı Fotokopinizi Verirken Dikkat Edilmesi Gerekenler 

Az önce de yazdığım gibi bunun tamamen önüne geçmek mümkün değilmiş ama kısmen de olsa engellemek mümkün olabiliyormuş. Bu yüzden de kimlik fotokopinizin üzerine, kimliğin ne için kullanılacağını yazıp bir paraf atmamız öneriliyormuş. Üstteki haber sitelerine baktıysanız okumuşsunuzdur zaten.

"Bunu yapmak neye engel olur? Sonuça bilgilerim ellerinde değil mi?" diye soracak olursanız. En basitinden, yeni hat satın almak için kimlik fotokopisi isteyen GSM operatörlerinden, sizin adınıza hat alınmasını önleyebilirsiniz. Zira sizin adınıza hat alan adam faturayı şişirip şişirip ödeme yapmadığı takdirde milyarlaca borç size kalır ve operatör ile karşı karşıya kalmak zorunda kalabilirsiniz.

Benim konuya dönecek olursak, ben ne yaptım?
Kısmen de olsa kullanılmasını önlemek için kimlik fotokopisnin hem arka hem de ön yüzüne, silinip yırtamayacakları şekilde aralık 2013 yazarak tarih belirttim. Tarih belirttim ki ileriki zamanlarda kullanılamasın diye. Ne için kullanılacağını yazdım ve bir de paraf attım. Tekrar yazmam da fayda var. İmza değil, paraf attım. Sonucta imzanın hukuki bir sorumluluğu var ama parafın hiçbir resmiyeti yoktur. Taklit edilse bile başınıza iş açmaz.

Paraf nedir? İmzadan farkı nedir? Detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz. ;)

Dediğim gibi kısmen de olsa bazı kötü işlerde kullanılmasını önledim. Kısmen önledim diyorum. Tamamen önleyemedim çünkü; tüm bilgilerim halen okunuyor. Bu yüzden de insan ister istemez tedirgin oluyor. Umarım ileriki zamanlarda başıma iş açmaz.

TC kimlik fotokopinizi isteye firma istediği kadar güvenilir bir firma olsun, siz yinede kimlik fotokopiniz üzerine;

  • Tarih yazın.
  • Ne için kullanılacağını belirtin.
  • Paraf atın.

Firma ayda şirket güvenilir olabilir ama o firmada çalışan adamın da kesinlikle iyi niyetli olduğuna hangi birimiz garanti verebilir ki? Bir fotokopisini dosyalayıp diğerini kendi pis işleri için kullanmayacağını nerden bilebiliriz? Başkalarının eline geçmeyeceğine kimse garanti veremez. Çok fazla karamsar düşündüğümü düşünebilirsiniz bu tür konularda öyle olmak gerekiyor. Çünkü çok hassas konular bunlar.

Sonuç olarak kimlik fotokopim ve telefon faturamı yolladım...  Yolladığımı firma, üzerine bu tür bilgiler yazdığım için kabul etmemezlik yapmaz umarım. Yoksa harbiden kafayı yerim. Şu 2-3 günde insanı canından bezdirdiler zaten. Sinirimden hiçbir şey de yapamadım. 1 haftalık okul tatilimi berbat ettiler zaten. O gittigidiyor denen siteden de kesinlikle telefon almanızı Ö-NER-Mİ-YO-RUM !!! Çok açık ve net! Lanet olsun ki site dolandırıcı telefoncularla kaynıyor, malesef...

Umarım bu işin sonunda zararlı çıkmam ve hayırlısıyla sonuçlanır. Dua edin benim için :) Ayrıca bu başıma gelenler ve sitede yazdıklarım da aklınızın bir köşesinde bulunsun. Çok hassas konularmış bunlar. Ben yeni farkına varıyorum. Henüz farkında olmayanlar için iyi bir yazı oldu bence. İçimi dökmek ve sizlere de faydalı olabilmek adına açmış olduğum bu konunun da sonuna geldim arkadaşlar.. Hepinize iyi günler dilerim.
Yazının devamını oku
 
İmza, hukuki sorumluluğu olan, kişiye özel bir işaretlemedir.  Hukuki bir sorumluluğu olduğu için de son derece önemlidir. Bilmediğimiz yerlere, evraklara, kağıtlara atılmamalıdır. Taklitçiliği bile yapılabildiği için imza konusu çok ciddi bir konudur. İmzalar, tüm resmi işlerde, resmi evraklarda, ticari işlerde kullanılmaktadır. Gördüm, okudum, tarafımca onaylanmıştır, hukuki her türlü yetki verilmiş ve sorumluluğu bana aittir demektir kısaca.

Paraf ise, hiçbir hukuki bağlayıcılığı olmayan bir işarettir. Belgeyi veya metni gördüm, okudum anlamına gelir. Bu konuyla ilgili aklıma gelen en somut örnek ise, genelde ödev kontrolü yapan hocaların/öğretmenlerin kitap veya defterler üzerine bıraktıkları işarettir. İmzanın bir küçüğü veya kağıt üzerinde bırakılan bir iz de diyebiliriz. Hukuki bir sorumluluğu yoktur. Sadece okudum, gördüm, bilgim dahilinde olan konu anlamı verir.

Paraf ve İmza Arasındaki Farklar Nelerdir?
Yukarıdaki her iki tanımlamayı da ayrı ayrı, dikkatlice okuduysanız gerekli farkları anlamışsınızdır.

1) İmza atmak daha ciddi bir iştir ve hukuki sorumluluğu vardır. İmza atılan yerlere dikkat edilmeli, ilerde başınıza başka işler açmayacağına emin olduğunuz yerlere imza atmalısınız.
Parafta ise öyle bir sorumluluk yoktur. İmza atmak istemediğiniz veya imza atmanın mecburi ve gerekli olmadığı her yerde kullabilirsiniz.

2) Paraf, sadece adınız veya soyadınızın baş harfinden oluşur.
İmza ise, biraz daha karmaşıktır. Zaten taklit edilmemesi için de öyle olması gerekiyor. Bazen ad-soyad, bazen sadece ad veya soyadın baş harfi. Bazen ise sadece adın baş harfi-soyaddan oluşur. Kimileri ise kafasına göre bir şeyler karalar. İmzaya en güzel örnek ise Mustafa Kemal Atütürk'ün imzasıdır bence.

Mustafa Kemal Atatürk'ün imzası
Mustafa Kemal Atatürk'ün imzası


Yazının devamını oku
Bir arkadaşımın tavsiyesi ile merak edip okumaya başlarken bir anda baktım ki sayfa 70lere kadar geldiğim bir kitap... Karakterleri ve kurgusu hayali fakat; kitap içerisinde anlatılan tarihi olayların birebir gerçek olduğu bir roman.

Nedendir bilmiyorum ama kitabın fotoğrafını çektikten sonra, bloga eklemeden önce bilgisayarda biraz oynama yaparak "antika fotoğraf" görüntüsü verdim. :) Kitabı okuyan kişiyi eskilere alıp götürdüğündendir belki diyecem ama; bu sefer de "ulan sanki çok da eskileri görmüş gibi konuşuyursun" gibi bir tepki gelmesinden çekiniyorum. :) Şaka bir yana ama gerçekten de öyle. İnsan bir anda kendini öykünün içinde buluyor. Kitaba kendinizi verince, sanki olayların içindeymişsiniz de her şeye birebir tanık oluyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Kitabın bendeki etkileri bu yöndeydi diyebilirim.

Daha çok şarkıcı olarak ismini duyduğum Zülfü Livaneli'nin Serenad adlı romanını son derece başarılı bulduğumu söyleyebilirim.

Roman'da 1940 'lı yılların Nazili Almanyası'ndan ve Nazilerden Struma adlı bir gemi ile kaçan Yahudiler'den bahsediliyor. Kısacası kitapta, Struma faciasına değiniliyor desem yanlış olmaz.

Yazar, romanda Struma faciasından bahsederken sıkıcı tarih kitapları tarzında değil, Maya Duran adlı hayali bir karakterin uçak yolculuğu sırasında yazmaya başladığı günlüğü ile roman şekilleniyor ve son derece akıcı bir şekilde devam ediyor. Yani aslında roman, hayali bir karakter olan Maya Duran'ın romanın içinde yazdığı günlüğüdür.

İstanbul Üniversitesi'nin halkla ilişkiler bölümünde çalışan Maya'ya üniversite tarafından, üniversiteye konusma yapmak için gelecek olan 87 yaşındaki Alman profesör Maximillian Wagner'in İstanbul'da kalacağı süre boyunca onunla ilgilenmesi görevi verilir.Roman bundan sonra Maya ve profesör arasında geçen olaylar zinciri ile sürükleyici bir tarih dersine dönüşmeye başlar. Buradan itibaren ise artık yavaş yavaş romanın gelişme bölümü de şekillenmeye başlar.

1941 yılından sonra ilk defa 60 yıl sonra yeniden İstanbul'a gelen Wagner'in, kendisiyle ilgilenmesi için görevlendirilen Maya ile olan başlayan günlük ilişkisi belli bir yerden sonra kendini iki arkadaşın samimiyetine bırakır. Bu samimiyet sonucu olarak da geçmişte yaşadığı acıları Maya ile paylaşan Wagnerin, eşi Nadia ile olan acıklı hikayesini Maya'ya anlatmasıyla roman, bizi bir anda 1941'deki Struma faciasına götürür. Olaylar artık, birbirini çok seven bir çift olan Nadia ve Wagner adlı iki aşığın, ilk önce Naziler yüzünden eşinin trenden atılması daha sonra ise Struma faciası ile eşini tamamen kaybeden Wagner'in acıklı hikayesine dönüşür. Böylece roman buradan sonra gelişme bölümüne tamamen giriş yapmış olur. Maya bir yandan hazırlamakta kitap haline getireceği kitabında, bunları anlatırken diğer yandan günlüğünü yazmaya da devam eder.

1939-1940'lı yıllar Nazilerin, Yahudileri katlettiği dönemlerde Alman profesörü olan genç Maximillian Wagner, okuldaki Nadia adlı, Yahudi kıza aşık olur. Evlenirler. Fakat Nazilerin hakimiyetini giderek arttırdığı ülkede yaşamak, eşi bir Yahudi olan Wagner için çok zor bir hal almaya baslayınca çareyi, İstanbul'a kaçmakta bulurlar ve buradan sonrası için hayat her iki aşık için resmen birer çileye dönüşür.

Roman, iki aşık üzerinden anlatılarak hem tarihi bir belgesel görüntüsü canlandırıyor zihninizde hem de acıklı bir aşk hikayesini konu alıyor diyebilirim aslında. Ayrıca Maya'yı tek başına ele alacak olursak, kocasından ayrı yaşayan ve bir de çocuğuna bakma için evini hem geçindirmek hem de çocuğuna bakmak için oradan oraya koşuşturan bir bayan için ne kadar zor olduğunu da bize göstermektedir. Kitap sadece bir olaya bağlı kalmayıp aslında birden çok şeye değiniyor diyebilirim. Olaylar o kadar güzel ve en ince ayrıntısına kadar tasvir edilmiş ki, okurken o olayları yaşadığımı ve kitabı okuduktan sonra bayağı bir etkilendiğimi söyleyebilirim.

Doğrusunu söylemem gerekirse uzun zamandır ilk defa, bir kitabı böylesine merakla ve büyük bir istekle okudum. Kitap benim açımdan son derece bilgilendirici oldu. Devletler ve insanların ne kadar acımasız olacağı hakkındaki bakış açım genişledi. Ayrıca yıllardır MEB'in hiçbir tarih kitabında bahsetmediği bir tarihi öğrenmiş oldum.

Kitabın arka kapağındaki ufak tanıtımı da buradan paylaşayım :

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.

Yazının devamını oku

Yabancılarda pek yoktur öyle ama bizim insamızda (ülkemizin genel olarak erkeklerinde) belli bir yaştan sonra, zayıf da olsa önde bir balkon oluşuveriyor. :) Hoş bir durum değil ama insanın da elinde olmayan bir durumdur. Ülkemizin zengin ve yağlı yemeklerinden mi kaynaklanıyor. Ülke olarak çok mu fazla ekmek ve yağlı yiyecekler tüketiyoruz bilemiyorum ama; Türk erkeklerinin vereceği belli başlı cevaplar vardır bunun için her zaman. Mesela en çok verilen cevaplardan biri "Türk kası bu kızıııım" derler genelde. Onun dışında
"bira göbeği bu olm" diyenler de olur mesela.

Yukarıdaki karikatür biraz açık seçik bir karikatür olduğu için paylaşıp paylaşmamakta tereddüt etmiştim ama ilk okuduğumda bayağı gülmüştüm. Blogun "Karikatür / Komik" bölümü için de uzun zamandır bir şeyler paylaşmıyordum zaten. Bunu da paylaşmaya değer bir karikatür olarak gördüm aslında. İnce bir espri ve paylaşılmayacak cinsten de bir açık-seçiklik yok aslında karikatürde.

Karikatürün sağ alt köşesinde "Şahin Güneş" yazıyor sanırım. Onu da tebrik etmek lazım. Çok akıllıca bir çalışma ortaya koymuş diyebilirim. Hadi yine iyisiniz beyleeeer, verecek başka bir cevabınız oldu bakın. :)

Hea ayrıca konuyla alakalı şöyle de bir şey buldum internette. Konusu gelmişken şunu da paylaşayım. :)



Göbeğe Neler Neden Olur?
Bu durum, karikatüristlere malzeme verse de aslında göz ardı edilmesi gereken bir durum değildir. İnternette yaptığım araştırmalara göre göbeğe :

* Yüksek şekerli yiyecekler
* Hareketsizlik (oturarak çalışma)
* İnsülin dengesizliği
* Yağlı yiyeceklerin tüketimi

sebep olmaktadır.

Şuna da dikkat etmenizi istiyorum...
Bu konuda genetik olarak kilolardan bahsetmiyorum. Zayıf olup da göbeği çıkanlardan bahsediyorum. Gerek burada sıraladığım maddeler, gerekse de yukarıdaki karikatürler de bu konuya değiniyor. Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek açısından böyle bir açıklama yapma gereği duyduktan sonra konuya devam edelim.

Göbekteki Yağlanmayı Önlemek İçin Neler Yapılabilir? Nasıl Eritilir?
Aslında eritilmez ama yapacağınız karın kası haretleriyle, görünmesine engel olabilir ve güzel bir görünüme kavuşabilirsiniz. Şekerpare gider, baklava gelir olayı yani. :) Yine internette araştırdıklarım doğrultusunda, karın bölgesindeki kaslar kolay kolay erimezlermiş ama yapılabilecek mekik hareketleriyle hem alt hem üst kasları çalıştırarak, göbeğin etkisi azaltılabilirmiş. Kasların kendini göstermesiyle beraber, karın bölgesindeki yağlar, kasların etkisi altında kalarak gözükmemektedirler ama yinede tam olarak eridiklerini söyleyemeyiz tabikide.

Karın kası için yapılabilecek en iyi hareket mekik hareketidir. Yapabildiğiniz kadar çok yapıp, 40 saniye ara verdikten sonra yeniden yapileceğiniz adar yapın sonra yine 40 saniye ara verin. Bu şekilde 4 set yapmanızı tavsiye ediyorum. 4 set bittikten sonra 1 dakika ara verip mekik hareketinin diğer çeşitlerini yapmakla devam edebilirsiniz eğer isterseniz.

Ayrıca mekik deyip geçmemek gerek. Yanlış yapıldığında boyun ve bel sakatlıklarına sebep olabilir. Mekik nasıl çekilir vs. tarzı, mekik hareketi ilgili genel bilgilere ulaşmak için şu videoları izlemenizi öneririm :

Mekik Nasıl Çekilir?
Forma girmek için günde kaç mekik çekilmeli?
Mekik çeşitleri nelerdir?
Mekik çekerken yapılan yanlışlar nelerdir?

Halbuki sadece karikatürü paylaşacam diye açmıştım konuyu ama biraz daha ileri giderek konuyu araştırmak istedim. Bu şekilde de bir bilgi topluluğu oluştu. Fena da olmadı aslında.

Yazının devamını oku
 
Allah kimseyi öyle insanlarla karşılaştırmasın, gerçekten çok zor bir durum. Ben şahsen buna bu sene ilk defa şahit oldum. Hiç istemediğin şeyi zorla kabul etmek durumuna bile gelebiliyorsunuz bazen.

Geri kafalı insanlar derken, geri zekalı, salak insan anlamında demiyorum. Kendini bir türlü yenileyemeyen. Eski kafalı ve anlayışsız insanlardan bahsediyorum. En doğruyu hep kendilerinin bildiğini sanarlar. Dediklerinde inatçıdırlar. Sen ne kadar yaptığının yanlış olduğunu söylesende o anlamaz. Geri kafalıdır çünkü. İnatçıdır.

Karşılaştığı tüm olayları geçmişle karşılaştırır bu geri kafalılar.

"Bizim zamanımıda insanlar böyle değildi. Şimdi herkes rahatına bakıyor. Doktorlar, hastane boş. Bizim zamanımızda hiçbiri yok. Kimse şikayet etmiyordu. Biz bir odada 10 kişi ders çalışırdık. Rahat batar. Herkese bir odanın ne gereği var. Bir odada 5 arkadaş oturup ders çalışılabilir."

vb. tarzda gereksiz ve saçma sapan düşünceleri vardır. Kendilerini bir türlü güncelleyemezler. Bütün bunları bir kenara bırakın, geri kafalı olduklarını da bir türlü kabullenemezler. Çünkü o hep en doğruyu bildiğiniz sanar.

Bu geri kafalı insanlar, bir apartmanın 4. katında oturmak varken, lüks ve rahat bir yerde oturmak varken, sırf gereksiz ve boş düşünceleri yüzünden bir evin zemin katına bile mahkum ederler. Sizi hep zor durumda bırakırlar. Bu tip insanlar en yakınlarına bile güvenmezler, gidip onlar gibi geri kafalı insanlara güvenirler hep.

Sizin zamanınızda olan her şey sizin zamanınızda kalmıştır zaten. Devir değişiyor. İnsanlar değişiyor. Geçmiş zamanı şimdiye uyarlamak ne derece mantıklı olabilir? Tek başına dünyaya düzenine karşı gelmek kadar saçma geliyor bana, bu tarz inanların tutumu. Dediğim dedik bir dikatörlükleri vardır ki o kalın kafalarına ne dersen de bir şeyler sokamazsın. Tüm dünya o yaptığının yanlış ve gerizekalıca bir şey olduğunu söylese de o yine bildiğini yapacak kadar kalın kafalıdır. Olaylara da hiçbir zaman objektif bakamazlar ve hep tek taraflı değerlendirirler olayları bu sebeple de pek sevilmezler ki ben ilk defa öyle bir tipe şahit oldum. Bırakın sevilmemeyi nefret eder aşamaya geldiğimi de söyleyebilirim.

Yazıda bir amcanın birinden bahsediyorum. Henüz kendisini tanıyalı çok olmadı ama keşke hiç tanımasaymışım diyorum. İçinin dökesim var.. Yazacak çok şey var aslında ama, yazamıyorum. Bu da tanınmış bir blogun bir dezavantajı işte. Bu yüzden de böyle kişisel yazıları gönül rahatlığıyla yazamıyor insan. Kim bilir, belki oğlu belkide bir yakını okur yazıyı diye, içinde bulunduğum durum ile ilgili pek de ayrıntıya giremiyorum. Kimseyle bir kırgınlığım falan olsun istemem çünkü.

Yazımı da burada bitirmek istiyorum sevgili okur. Biraz da olsa blog yazmanın avantajlarından birini kullanarak içimi dökmeye çalıştım. Ben bu tip insan ve insanlarla muhattap oldum ve size de elimden geldiğince tarif etmeye çalıştım. Aklınızda belli bir profil hemen oluşmuştur zaten ve siz siz olun bu tip insanlarla, mecbur kalmadıkça muhattap olmayın. Uzaklaşabildiğiniz kadar uzaklaşmaya çalışın derim ben.
Yazının devamını oku
Dini imanı para olan ve gözü paradan başka hiçbir şey göremeyen lanet olasıca bir tür var şu dünyada. Kimi zaman duyardım ama böylesine ilk defa rastladım. Kusura bakmayın ama öyle bir insan ki bu insan, para için eşini, çocuğunu ailesini bile satar. Bu seviyede bir adam. Yani artık öyle diyorum çünkü başka türlü tanımlayamıyorum.

1 ay 8 gün önce üniversite okuduğumuz şehirde, arkadaşımla beraber tutmuş olduğumuz eski evden çıkıp yeni bir eve taşındık. Tam olarak ağustosun 14'ünde yeni eve taşınırken eski sahibine hatta eski sahibi değil eski o.. cocuğuna (çok özür dilerim) evden çıkmak istediğimizi söyledik. Ağustosta evde hiç oturmadığımız halde, sadece eşyalarımız fazladan 2 hafta evde kaldı diye adam bizden tam 150 TL talep etti. Evin aylığı zaten 250 TL'ydi. Öyle küçük bir evdi. Zaten 2 kişiydik ve 250 TL bile değmezdi inanın. Geçen sene okulun sonlarına doğru, bir sene bitse de artık şu evden kurtulsak diye günleri sayıyordum neredeyse..

Her neyse.. Dedik ki biz buna (adam bile değil) : "Bu ay sadece 14'üne kadar oturduk biz bu evde. Hatta oturmadık bile. Sadece ev aradığımız süre içerisinde eşyalar evde kaldı. Yeni eve taşındık. Eşya falan kalmadı evde. Eski döneme ait elektrik ve su faturası da kalmadı. Evin anahatarlarını da eve bıraktık. Biz öğrenciyiz yeteri kadar paramız yok. Bizi idare etsen, sadece 100 TL versek kabul eder misiniz acaba?" dedik. "Yeni eve ilk kirasını daha yeni verdiğimizden dolayı paramız kalmadı şuanda." diyerek de ekledik. Adam paragöz ib.nenin teki. Kabul etmedi. Tamam abi dedik. Şuanda cebimizde ne kadar varsa verelim. Kalanını da sonra veririz. Ne var ne yok aldı bizden. Ben ve arkadaşımızdan sadece 110 TL çıktı ve giderken de paranın kalanını alacağını söyledi!

Tüm aylık 250 TL, 2 hafta oturduk 110 TL verdik. Yani adama +15 TL daha vermemiz gerekirken bizden +40 TL daha talep etti. Üstelik de orta sözleşme falan da yok. Kendi kafasına dayanarak istemişti. Adam zengin, parası olduğu her halinden belli. Son model Toyota Corolla var altında. Fakir olsa anlarız belki ama zengin adamsın, ne diye hakkın olmayan parayı istersin?.

Dinsizin hakkından imansız gelir. Sen 40 TL istiyorum diye diretirsen, biz de vermemiz gereken 15 TL'yi de vermeyiz. Sonuç olarak 1 aydan fazla bir süredir o hakkı olmayan 25 TL'yi alacak diye her gün arıyor. (Vermemiz gereken 15 TL. Onun talep ettiği 40 TL ve sonuç olarak haksız kazanç sağlamak istediği 25TL gibi fazladan bir para var.)

Arıyor açmıyoruz. Mesaj atıyor cevap vermiyoruz. Gizli numaralara engelledik hatlarımızı. Başka numaralardan aramalar yapıyor, yine açmıyoruz. Deliriyor, üstüne bir de "paramı vermeyen adamı oyarım ben. elektrik faturası da gelmiş. onu da ödeyin. pazartesi akşamına kadar mühletiniz var." şeklinde de tehdit mesajları atıyor.

Lan oturmadığımız evin elektrik parasını neden biz ödeyelim? Oturduğumuz süre içerisindeki tüm faturalarımızı ödedik zaten. Son 1 aydır yeni bir evde oturuyoruz ve bize bir daha binasını bile dışardan hiç görmediğimiz bir evin elektrik faturasını ödetmeye çalışıyor. Hem suçlu! Hem güçlü dedikleri işte böyle bir şey olsa gerek.

Neden verelim ki? Biz milyoner miyiz? Para kolay mı kazanılıyor? Paranın gereken kısmını ödüyoruz da +40 TL niye? Öğrenciyiz, çalışan falan da değiliz. Para kazanan bir birey olsak alır o parayı yüzüne fırlatırdım ben, o şeref yoksunu şe.refsizin!

İşin garip tarafı da şu. Gözünü o kadar çok para hırsı bürümüş ki mantıklı bile düşünemiyor artık. Hadi haketmediğin bir parayı bizden istedin. Peki 1 aydan fazla bir süredir insan hiç bıkmaz mı? Çok para da değil onun için. Adamın zengin olduğundan, villaları ve parselleri olduğundan haberimiz var. "Neyse, bu çocukların bana parayı vereceği yok. Ben bu işin peşini bırakayım." demiyor. Hani 500-600 TL olsa peşinden koşulacak bir para diyebiliriz ama zenginsin ve altı üstü 40 TL'nin peşinden neden koşuyorsun? Zengin adamsın, fakir de değilsin. Öğrenciye çok gelir o 40 TL. Zoruna gider. Zor durumda kalır ama senin için ne ki o para? Bir hiç!

Her gün arayıp mesajlar atarak rahtsız ediyor. Huzurumuzu kaçırıyor. Eğer o parayı hakediyor olsa şimdiye kadar vermiştik zaten ama yok yani. Kafasından bir ücret uydurup para istiyor. Dağ başımı burası? Eşkiya mısın sen? Haraç mı kesiyorsun? Ayıp, haysiyet, şeref, itibar gibi kavramlardan hiç mi haberin yok senin?

1 sene boyunca oturduğumuz evin sorunlarını her fırsatta dile getirmemize rağmen gelip bir defa bile olsun ilgilenmedi. Komşularımız bile bize "önce evine baksın. sorunlarınızı halletsin. sonra parasını verin" demesine rağmen biz bir defa bile olsun aylığı aksatmadık. Şimde de gelmiş tehditler savuruyor. Kolay lokma bunlar. Kaç TL istesem verecekler. Hiç ses çıkarmıyorlar hesabı yapıyor heralde. Hani diretirsem para koparırım gibisinden hesaplar yapıyor kendince sanırım..

Bazen bıkıyoruz bu tavırlarından. Ne uğraşacaz bu deliyle. Parasını verelim de kurtulalım diyoruz ama adama gel paranı verecez bile diyemiyoruz. Olay artık tamamen farklı bir hal aldı çünkü. Attığı mesajları ve günde 20-30 tane çağrıdan ne kadar öfkelenmiş olduğunu anlayabiliyoruz artık. 1 aydır telefonla olan bu tacizini neredeyse her gün yapıyor. Sanki işi gücü yok da tüm gün bizle uğraşma görevi kendisine verilmiş gibi. Adamın paradan öylesine gözü dönmüş ki artık, bizi gördüğü yerde dövecek cinsten. Hani artık karşısına çıkıp al paranı desek, soyacak bizi. Daha çok para isteyecek, üstüne bir de dövecek hissine kapılıyor insan. Bir de zaten piskopat gibi sert bir yapısı olması da insanı ürkütüyor. Adama "Neyin hırsı lan bu! Allah gözünü doyursun. Köpek herif!" diyesi geliyor insanın ama biz onun gibi yetişmedik. Bu zamana kadar yaptığı  onca şeye rağmen de hiç saygısızlık etmedik. Buna dayanaraktan kendinde güç buluyor sanırım ama emin olun zerre kadar saygıyı da haketmiyor. Bırakın saygıyı, bir gün sürünse bile bir yardım elini bile hakedecek biri değil. Bunu anladım ben.

Belli ki zamanında bayağı bir haksız kazanç elde etmiş ki o yüzden adamda Allah korkusu diye bir şey de kalmamış. Bir gün Allah'tan cezasını bulur İnşallah. Bundan başka diyecek laf da bulamıyorum artık. Açıkçası arkadaşımla ne yapacağımıı bilemez durumdayız şuanda.

İçimi dökmek anlamında bloga yazmak istedim başıma gelen bu olayı. Hem zaten blogun da amaçlarından biri de bu değil mi zaten. Buradan yazıp, olayı anlatınca basit bir olaymış gibi gözünüze gelebilir ama inanın öyle böyle değil. İlk defa böylesi bir magandayla karşılaşıyrum. Hani içinde bulunduğumuz durum çok garip boyutlar da almaya başladı. Kimi zaman düşünüyorum. Dava açsak sonu nereye gider diye. Çünkü resmen telefonla taciz ve haraç kesme olayı var işin içinde. Şimdi boyun eğsek belki de bunu sürdürmeye devam edecek ve gerçekten de haraç istemeye başlayacak. Bunun böyle olmayacağının garantisini kim verebilir ki?

Ma.fyaya mı bulaşmışız, nasıl bir belaya bulaşmışız inanın hiç bilmiyorum. Bir kaç güne bıkar, imana gelir diye bir şey yok adamda. Çünkü adam adam değil, namus.suzun teki. Yazının başında da dediğim gibi eşini, anasını, çocuklarını bile para karşılığı satabilecek türden şe.refsiz bir adam! Bundan eminim artık!

Evi tutarken bilseydik, tutmazdık diyecem ama nereden bile bilirdik ki. Gerçi o berbat evi ben tutmadım. Arkadaşım bulmuş, anlaşmış ve tutmuşlar ailesiyle. Ben olsam kesinlikle redderdim o evde kalmayı. Bugüne kadar verdiğimiz paraları da kendisine helal etmiyorum! O derece nefret ediyorum ondan ve onun gibi tüm paragöz insanlardan. Hayatı paraya endeksli olan, hayatı para olmuş, gözünü para hırsı bürümüş yani hayatı paranın eksenin de dönen bütün insanlardan nefret ediyorum!

Bakalım bu işin sonu ne olacak. Dualarınızla ancak bu işin içinden sıyrılabilirim arkadaşlar. Bıkıp usanmadan yazıyı sonuna kadar okyan herkese çok teşekkür ediyorum. Bu yazımı okuyup, sıkıntıma ortak olan, sıkıntımı paylaşan herkese çok teşekkür ediyorum.
Yazının devamını oku

MKÜ Mühendislik Fakültesi 2008-2009 öğretim yılında, ana kampüs olan Tayfur Sökmen Kampüsü'nden, Hatay'ın İskenderun ilçesine taşınmıştır. 23 Nisan 2015 itibariyle mühendislik fakültesi MKÜ'den ayrılarak yeni kurulan İskenderun Teknik Üniversitesi'ne bağlanmıştır.


Yeni kurulan bir üniversite olmasından dolayı İskenderun Teknik Üniversitesi'nde malesef ki bir çok yönden halen eksik. Bir başka arkadaşımız kendi blogunda, kendi bakış açısıyla üniversiteyi ve üniversite ortamını anlatmış.  Buraya tıklayarak o arkadaşımızın yazısına ulaşabilirsiniz.

Önemli : Bu yazı, 09 Temmuz 2013 yılının şartlarında hazırlanmıştır. Şuanda üniversite, bu yazıda belirtilen halinden daha iyi konumdadır. Yazı çok yakında, üniversitenin şuanki koşullarına göre tekrardan güncellenecektir.


İskenderun Teknik Üniversitesi'nin uydudan çekilmiş görüntüsü. Fotoğraf eski. Şuanda inşaatı biten ve inşaatı halen devam eden birkaç bina daha var.

Mühendislik fakültesinin uydudan görünümü

Mühendislik Fakültesi'nde Bulunan Bölümler : 
  • Bilgisayar Mühendisliği
  • Elektrik-Elektronik Mühendisliği
  • İnşaat Mühendisliği
  • Makine Mühendisliği
  • Petrol-Doğalgaz Mühendisliği

Mühendislik blokları, dıştan bir görünüm...


Mühendislik Fakültesi'nin İçinde Neler Var?
Üniversite içinde bir tane öğrenci yemekhanesi vardır. Yemek ücreti 2 TL'dir. Çeşit bakımından da bir öğünde 2-3 çeşit yemek oluyor.

Yemekhane dışında 1 tane kütüphanesi var. Kütüphane akşam 17.00'a kadar açık oluyor. İnternet araştırmalarınızı veya kaynak kitap eksiklerinizi giderebileceğiniz küçük bir kütüphanesi var. Küçük ama tek bir fakülte için şuanda normal olarak görülebilir.

1 tane kantini var. Burası da pek büyük olmadığından öğrencilerin tıka basa doldurduğu zamanlarda oturacak yer bulamıyorsunuz çoğu zaman. Banklara mecbur kalabiliyorsunuz ve kantin küçük olduğu için, bir şey almak için sıra beklemek zorunda kalabilirsiniz.

Spor faliyetleri için ise fakülteye ait futbol, basketbol sahaları vardır.

Labaratuvarlarından bahsedecek olursam her mühendisliğin kendine göre 1-2 labaratuvarı var. Diğer üniversitelerle ne derece kıyaslamak gerek bilemiyorum. Ben şahsen okulun labaratuar imkanlarını yeterli bulmuyor.


Üniversite'de Çalışma İmkanları ve Üniversite'nin Burs Durumu Nasıl?
Üniversite'de part-time çalışmak isterseniz, okulun yemekhanesinde  haftanın 5 günü (sadece hafta içi) saat 11.30 ile 13.30 arası çalışıp harçlığınızı çıkarabilirsiniz. Ücreti 250 TL civarı bir şeydi aylık.  Şuanda ne kadardır bir fikrim yok. İkinci öğretim öğrencileri için iyi bir fırsattır bence.

Onun dışında üniversite öğrencilere, burs olarak sadece yemek bursu verilmektedir. Yemek bursu başvurusu yaptıktan sonra, bursu kazananlar ücretsiz olarak yemekhanede 1 sene boyunca yemek yiyebilirler.

İskenderun Nasıl Bir Yerdir? Sosyal Aktivite Açısından Nasıldır?
İskenderun, kıyı şehridir. Yazları çookk çookk sıcaktır. Bunaltır. Kışları soğuk olmuyor genelde. Hatta neredeyse kış bile gelmiyor gibi fakat rüzgarı sizi sarsar. Aslında kışların çok da soğuk olmaması iyi bir avantaj olarak sayılabilir öğrenciler için.

Şehrin merkezinde, kıyı kesimlerinde zaman geçirecek güzel kafeler vardır. Yürüyerek 30 dakikada, şehir içi dolmuşlarla 6-7 dakikada sahile yani şehir merkezie ulaşmak mümkün. Ayrıca dikkat ederseniz dolmuş dedim çünkü otobüs denen bir şey yok İskenderun'da. Şehir içi dolmuşlar vardır. Dolmuş ücretlerinin öğrenciler için d 1.50 TL olduğunu da yeri gelmişken yazayım.

Denizde yüzmek için ve plaj ortamı için ise olarak tercih edilecek yerler arasında Arsuz gelir en başta. Arsuz'un kampüse olan uzaklığı arabayla 40-45 dakika civarı bir şeydir. Üniversitenin kendi bulunduğu çevrede ise yine pek bir şey yoktur. Üniversitenin tam karşısında bölgenin tek alışveriş merkezi olan PrimeMall bulunmaktadır. Alışveriş merkezi dışında çeşitli tanınmış marketler de bulunmaktadır.

Üniversitenin karşısında bulunan PrimeMall AVM


İskenderun Teknik Üniversitesi'nde, az önce de dediğim gibi AVM ve marketler dışında öğrenciler için aktiviteler yoktur okul civarında ama şehir merkezinde (yani sahil kısmında, alttaki fotolardan da görüldüğü gibi) kafeler, eğlence yerleri vs. bulabileceğinizi üst kısımlarda bir yerde söylemiştim. Merkeze olan uzaklık yürüyerek yaklaşık olarak 30-35 dakikadır.

Üniversiteden yürüyerek 30dakika; arabayla 8-9dakikada yetişebileceğiniz, denize sıfır olan bir kafe

Üniversiteden yürüyerek 30 dakika; arabayla 7-8 dakikada yetişebileceğiniz, şehir merkezinde, denizi üstten gören başka bir kafeden çekilmiş bir fotoğraf..


Çevreden çok her şey arkadaş ortamına bağlıdır aslında. Ortam varsa şehirde gezmesi de eğlenmesi de iyidir ama arkadaş ortamına çok fazla takılıp da derslerinden kalan öğrenci de çoktur. Siz eğlenceden çok derslere önem verin derim ben. Eğlence 2. planda olsun çünkü üniversite bu, lise gibi değildir. Derslerde hocalar zorlarlar, sınıf geçmekte zorlanırsınız...

Peki Barınma Nasıl? Ev, Yurt Ücretleri Ne Düzeyde?
Genelde öğrenciye ev vermedikleri gibi bir gerçek var ama eğer ararsanız verenler de var tabi. Ücretler genel olarak 500 TL ve üzeridir. Mesela 2+1 ise 500 - 550 arası değişirken; 3+1 evler ise 550-800 arası değişiklik gösteriyor. Üniversiteye en yakın yurt Ayan Yurdu'dur. Öğrencilerin geneli de orayı tercih eder ve hiçbir kuruma bağlı olmayan özel bir yurttur. Odada kalacak kişi sayısına göre ücretleri değişiklik gösterir. Hiç yurtta kalmadığım için yurt ücretleri hakkında detaylı bir bilgim yok malesef.

KYK yurdundan da biraz bahsedeyim. Devlete ait bir yurt olan KYK, Mühendislik fakültesine bayağı uzaktadır. Yürüyerek 40-45 dakikanızı, arabayla ile yaklaşık olarak 10-15 dakikanızı alır. KYK'dan öğrenciler için okula giden özel servisler vardır. Günün belli saatlerinde kalkıyorlar fakat; kış zamanı, ders programınızdaki değişiklikler, ek dersler veya okulda bir işiniz olduğu zaman acilen okula gitmek gibi bir durumunuz olursa bu uzaklık sizin için sorun yaratabilir.

Eğitim İmkanları Nasıldır?
Bu konu hakkında ne desem bilemiyorum. Çünkü herkes bu soruya farklı farklı cevaplar verir. Kişiseldir, kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Aslında gerçekten sevdiğin, okumak istediğin bölümdeysen buraya kadar yazdıklarımın hiçbir önemi yok. Sevdiği meslek için, öğrenci her şeye katlanır. O yüzden mühendislik seçecekseniz size tavsiyem severek seçin, birilerinin zorlamasıyla seçmeyin, zorlanırsınız. Eğer öğrenmeye meraklıysan üniversitenin nasıl olduğunun hiçbir önemi yok aslında. Seni bir yerlere getirecek kişi öğretmen değildir, sensin. Bizim matematik hocasının bir sözü vardır, başka bir konuda ayrıca değinirim belki. Şöyle demişti bize : "Üniversite öğrenciyi yetiştirmez, öğrenci kendini üniversitede yetiştirir." demişti. Çok da doğru demiş aslında. En iyi üniversiteye gitsen bile, kendini geliştirmedikten sonra ne faydası var ki? Bence mühendisliği diğer bölümlerden ve mesleklerden ayran en büyük özellik de budur. Kendini geliştiren, çalışan, kendine sürekli bir şeyler katanın iyi bir yerlere gelebildiği bir meslektir mühendislik. Tabii bu benim kişisel düşüncemdir.
 
Mkü blokları.. İç taraftan çekilmiş bir görüntü.(Gece)

Benim yazacaklarım ve aklıma gelenler şimdilik bu kadar... Eğer tercih aşamasındaysanız, bu yazdıklarımı dikkate alarak kendiniz için en iyi tercihi yapacağınızdan eminim.

Eğer ki tercih aşamasını geçtiyseniz ve İskenderun Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'ni kazanan biri olarak bu yazıyı okuyorsan, aramıza hoş geldin. :) Eğer farklı bir ilden geliyorsan (Hatay dışı) şunu bilmeni isterim ki ilk izlenimlerine göre ortamı, çevreyi falan sevmeyeceksin ilk başlarda. Canın falan da sıkılabilir. Doğaldır. Hepimiz yaşadık bunu ama zamanla atlatıyorsun. Çevrenin dışında ailenden uzak kalmanın da biraz sıkıntısı oluyor tabi ama şunu da unutma ki benim Ankara'da veya İstanbul'da okuyan arkadaşlarım da var. Hiçbiri halinden memnun değil. Ankara ODTU'yü kazansan, İstanbul Teknik Üniversitesi'ni kazansan da "benim memleketim gibisi yok, burada yaşanmaz" dersin. Arkadaşkarımdan biliyorum ve bu doğaldır çünkü ailenden uzak be hiç alışmadığın, bambaşka bir şehirdesin. Sadece İskenderun değil, nerede olursan ol, şu okul bitse de veya tatil olsa da gitsem diyeceksiniz. Zamanla alışırsın ama çok fazla can sıkıntısı falan yapmayın. Mühendis adayı olmanın tadını çıkarmaya bakın.

Ayrıca... Yazının başında belirttim ama bir daha belirteyim. Mühendislik fakültesinde kampüs ortamı yoktur. O hayalle gelmeyin, hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz.

Mkü blokları.. İç taraftan çekilmiş bir görüntü.(Gündüz)
Aklınıza takılan sorular var ise, alt kısma yorum olarak yazabilirsiniz. Özel sorularınız için BLOGKAFEM.NET'in sosyal medya hesapları üzerinden sorularınızı iletebilirsiniz.
Yazının devamını oku

İstatistikler

BLOGKAFEM.NET

© Copyright 2008-2018
Sitedeki yazıların her hakkı BLOGKAFEM.NET sitesine aittir.
Kopyalanması halinde lütfen kaynak gösteriniz.
DMCA.com Protection Status
Anasayfa | Hakkımda | Bizden Haberler | Reklam | İletişim